skip to main |
skip to sidebar
Başlıktaki herze, Hürriyet Gazetesi'ne ait; bir haber cümlesi. Orijinali şurada. Bizi ilgilendiren kısmı ise şöyle:...Programın sonunda "Dünyaca Ünlü Mevlüthan" olarak tanınan Mevlüthan Sami Özer de Şakirin Camii'nde ilahi okudu...
"Mevlüthan"... Yani "mevlüt" okuyan... Ama ne okuduğunu bilmeyen!Mevlüt'müş... Yok, Hüsamettin!Bir de tabii, "dünyaca ünlü" kısmı var ki, meselenin anahtarı.. Tamlamanın başına yerleştirilince ortadaki sıfat buharlaşıyor. Yürü be Sami..

Bu Mercan meselesinin iki sinir bozucu boyutu var; Behey Dürzü Eşiği misali, herif hakkında konuşmaya başladığınız anda çıkarıp masanın üzerine koyuveriyor birileri.
Bunlardan biri, herifin saçı, sakalı, kulağı, küpesi, boynuzu vesairesi.. "bana ne herifin kılığından, kıyafetinden" diyerek işin içinden sıyrılıyorum müsâdenizle; istediğini giyer, bana ne!
İkinci mekanizma da genellikle "ama tanımıyorsunuz, bir tanısanız, o kadar mütevâzî ki, hem ben neyzen değilim der hep" şeklinde harekete geçiyor.
Şimdi, Google'a "mercan hede hödö" yazıp grafik tarama yapıyorum; karşıma "tevâzu" kelimesinin 77 lisanda yazılışı çıksa, "tamam ulan tamam" diyeceğim, "mütevâzîsin"..
Heyhat, kanat takmış, kuyruk çıkarmış, bir boynuzu eksik (onu da başkası yaptı, Allah tevâzusunu arttırsın) bir takım semâzen figürleri çıkıyor ki; bu adam mütevâzîyse ben de Mihail Gorbaçov'um..
Aşağı-yukarı 800 senedir gram değişmeden bugüne gelmiş bir geleneği, abuk-sabuk şekillere sokma hakkını bu herife kim, ne zamân verdi? Mesele budur.