17 Ekim 2008 Cuma

Ehl-i Tasallut

Mâlumdur, son demlerde bir dervişlik, bir sufilik; hâsılı bir tasavvuf merakıdır aldı yürüdü. Cüppelisinden küpelisine, ortalık derviş kaynıyor; neredeyse normal adam yok.

Kimi son yıllarda millette hâsıl olan ego patlamasının sirâyetiyle gördüklerini taklit ederek kendini göstermek istiyor, kimi rant peşinde, kimbilir belki de kimi kendini hakikâten bir halt bile sanıyor.

Belki biraz da dünyâ küçüldükçe biz batılılaştık, kendimize yabancılaştık, bir zamânların oryantalistleri gibi bu işlere merak sarar olduk da hâliyle bu talep bir arz doğurdu.

Her ne olduysa oldu; tasavvufun kendisine musallat olan bu virüsten kurtulması kolay, hatta belki de mümkün bile olmayacak.

Ama pabuç pahalı, ey ehl-i tasallut, haberin olsun.

15 Ekim 2008 Çarşamba

Ey Gidi Karamiş Sopasi

.





Başlıktaki ifâdenin Türkçe tercümesi; "hey gidi karayemiş sopası".
Meâli; "şimdi elimde olsaydı dünyâyı değiştirirdim".
Çocukluğumun Karadenizli amca klişelerinden biridir.

Meraklısına ilâve; karayemiş, ziyâdesiyle Karadeniz bölgesinde yetişen bir meyvedir ve ağacının dallarından elde edilecek ne bükülür, ne kırılır sopanın incesi kırbaçtan hallice, kalını vurdu mu çürüten bir etki bırakır bünyede..

8 Ekim 2008 Çarşamba

Aşkın ile âşıklar / Çayır çimene düştü

Bu kimin mârifetidir, hakikâten merak ediyorum.

Aşağıda gördüğünüz/göreceğiniz "şey" in, güftesi, bu işin hakikî piyasasında kayıtlı/kayıtsız 10-15 beste versiyonu bulunan, Yunus Emre menşeili "Aşkın ile âşıklar / Yansın ya Resulallah / İçip aşkın şarâbın / Kansın ya Resulallah" şeklinde başlayan şiir; bestesi ise, bilen bilir, bilmeyen de iki tıklamayla amatör/profesyonel üç otuz icrâsına erişebilir, Ağrı yöresine ait "Ağrı Dağı'ndan uçtum / Çayır çimene düştüm / Ne belâlı başım var / Vefâsız yâre düştüm" diye başlayan meşhur bir türkümüz.





Yok, hayır, medâr-ı mârifet kendisi değil elbet, ama bu videodaki herif de ne halt yediğinin gayet farkında; ki baştaki "üfürük" bariz halaya giriş taksimi.


Bir de ne dikkatimi çekti, Allahı var, bu herif yapmıyor ama, bu "şey" in 30 versiyonunu dinleseniz, bu hâriç 29'unda var; üçüncü mısrâdaki "İçip aşkın şarâbın" ifâdesi iki makas darbesiyle "İçip kevser şerbetin" oluveriyor.

Efendi, hop! Kime diyorum?
Dinî musiki tasavvuf işidir. Şarâb-ı aşkın muhteviyâtını idrâk edecek kadar mutasavvıf değilsen zaten okuma ilâhî milâhî.

6 Ekim 2008 Pazartesi

3 Ekim 2008 Cuma

Edeb Yâ Hû



İşbu levhâ, eskiden, muhtelif tâlimhânelerin, daha girişte hemen göze çarpacak bir yerine asılırmış;
maksat, en hafifinden, talebenin "oldum" demesinin önünü en başından kesmek diyelim.

.....

Bir şeyin değeri, ne kadar çok kullanılırsa o kadar azalır derler. Lâkin "edeb yâ hû" artık sihirli bir tabir. Kullananın önüne, ardında türlü edepsizliğe müsâde eden bir perde çekiyor.